Nilüfer Kent Konseyi
Arama  
Ana Sayfa  
Projelerimiz
 
Şenlikler
  Duyurular   Haberler   Basından   Abone Ol
 
 

 Genel Sekreter'den


Susurluk Havzası Koruma Eylem Planı Taslak Raporu Hakkında

T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından ülkemizde yer alan 25 havzadan 11 adedinin Havza Koruma Eylem Planları’nı yapma işi TÜBİTAK-MAM Çevre Enstitüsü’ne verilmiştir. TÜBİTAK-MAM tarafından hazırlanan Susurluk Havzası Koruma Eylem Planı Taslak Raporu ile ilgili olarak;

T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı’nın uzun bir dönem sonrasında havza esaslı bir sistemi tercih eder hale gelmiş olması oldukça sevindirici bir gelişme olarak değerlendirilmelidir. Ancak havza yönetiminin sadece 23 Ekim 2000 tarih ve 2000/60/EC sayılı AB Su Çerçeve Direktifi eksenin de değerlendirilmesi eksik olacaktır. Gerek 2872 sayılı Çevre Yasası gerekse ülkemizin usulüne uygun olarak onaylayarak yürürlüğe soktuğu uluslararası sözleşmeler ve AB normları üzerinden bir değerlendirme yapılması daha yerinde olacaktır. Çevre Yasası, canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları biyolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamı, çevre olarak tanımlamış, çevresel değerlerin ve ekolojik dengenin tahribini, bozulmasını ve yok olmasını önlemeye, mevcut bozulmaları gidermeye, çevreyi iyileştirmeye ve geliştirmeye, çevre kirliliğini önlemeye yönelik çalışmaların bütününü çevre KORUMA olarak tespit etmiş, çevre kirliliğini ise çevrede meydana gelen ve canlıların sağlığını, çevresel değerleri ve ekolojik dengeyi bozabilecek her türlü olumsuz etki olarak tanımlamıştır. Dolayısıyla yapılan çalışma Susurluk Havzası KORUMA Eylem Planı ise en temel noktada 2872 sayılı Yasa’nın ruhuna aykırı ya da ruhunu kavrayamayan bir çalışmanın ortada olmaması gerekir. Gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fizikî vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesi üzerinden değerlendirme yaptığımızda ülkemiz Çevre Yasası’nın yanında 20 Şubat 1984 tarih ve 18318 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak 1 Eylül 1984’de yürürlüğe giren AVRUPA’NIN YABAN HAYATI VE YAŞAMA ORTAMLARINI KORUMA SÖZLEŞMESİ-BERN SÖZLEŞMESİ’nin 1.maddesi “Bu Sözleşmenin amacı; yabani flora ve faunayı ve bunların yaşama ortamlarını muhafaza etmek, özellikle birden fazla devletin işbirliğini gerektirenlerin muhafazasını sağlamak ve bu işbirliğini geliştirmektir. Nesli tehlikeye düşmüş ve düşebilecek türlere, özellikle göçmen olanlarına özel önem verilir.” biçimindedir. Aynı yönetmeliğin 2. Maddesi “Akit Taraflar, ekonomik ve rekreasyonel gereksinmeleri ve yerel olarak risk altında bulunan alt türler, varyeteler veya formların isteklerini dikkate alırken, yabani flora ve faunanın, özellikle ekolojik, bilimsel ve kültürel gereksinmelerini de karşılayacak düzeyde, popülasyonlarının devamı veya bu düzeye ulaştırılması için gerekli önlemleri alacaktır. “ ve 3. Maddesi “Her Akit Taraf, yabani flora ve fauna ile doğal yaşama ortamlarının, bilhassa nesli tehlikeye düşmüş ve düşebilecek türlerin, özellikle endemik olanlarının ve tehlikeye düşmüş yaşama ortamlarının, bu Sözleşme hükümlerine uygun olarak muhafazası amacıyla ulusal politikalarını geliştireceklerdir. Her Akit Taraf, planlama ve kalkınma politikalarını saptarken ve kirlenme ile mücadele önlemleri alırken, yabani flora ve faunanın muhafazasına özen göstermeyi taahhüt eder. Her Akit Taraf, yabani flora ve fauna ile bunların yaşama ortamlarının muhafazasının gerektirdiği eğitimi ve genel bilgi yayımını geliştirecektir.” Hükmünü belirtmektedir. Ayrıca 27 Aralık 1996 tarih ve 22860 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak 12 Mayıs 1997’de yürürlüğe giren BİYOÇEŞİTLİLİK SÖZLEŞMESİ’nin Madde 6.Koruma ve Sürdürülebilir Kullanım için Alınacak Genel Tedbirler başlığında “Akit Tarafların her biri, kendi özel koşullarına ve imkânlarına göre: a. Biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı için, diğer hususların yanı sıra bu Sözleşme’de yer alan ve ilgili Akit Taraf için uygun olan tedbirleri yansıtacak ulusal stratejiler, planlar veya programlar geliştirecek veya mevcut strateji, plan veya programları bu amaçla uyarlayacaktır; ve b. Biyolojik çeşitliliğin korunmasını ve sürdürülebilir kullanımını, mümkün ve uygun olduğu ölçüde ilgili sektörel veya sektörler-arası planlar, programlar ve politikalarla bütünleştirecektir.” denilmektedir. 17 Aralık 1966 tarih ve 12480 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak 12 Eylül 1967’de usulüne uygun olarak yürürlüğe giren KUŞLARIN HİMAYESİNE DAİR MİLLETLERARASI SÖZLEŞME-PARİS SÖZLEŞMESİ’nin “Madde- 2 İşbu Sözleşmenin 6 ve 7 nci maddelerinde derpiş olunan istisnalar hariç olmak üzere: a. Bütün kuşların hiç olmazsa üreme devrelerinde, bundan maada muhacir kuşların yuvalarının bulunduğu mahallere, avdetleri sırasında bilhassa Mart, Nisan, Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında, b. İlmî bir fayda arz eden veya ortadan kalkma tehlikesine maruz bulunan nevilerin bütün sene zarfında, korunmaları mecburidir.” denilmektedir. 17 Mayıs 1994 tarih ve 21937 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak 13 Kasım 1994’de usulü dairesinde yürürlüğe giren ÖZELLİKLE SU KUŞLARI YAŞAMA ORTAMI OLARAK ULUSLARARASI ÖNEME SAHİP SULAK ALANLAR HAKKINDA SÖZLEŞME-RAMSAR SÖZLEŞMESİ ise teknik olarak Ülkemizde T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı’nın Sulakalanlar Yönetmeliği’ni yayınlamasına neden olan temel uluslararası sözleşme olup, sözleşmenin 1. Maddesi “ Bu Sözleşmenin amacı bakımından, doğal veya yapay, devamlı veya geçici, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu, denizlerin gel-git hareketinin çekilme devresinde altı metreyi geçmeyen derinlikleri kapsayan, bütün sular, bataklık, sazlık ve türbiyerler sulak alanlardır.” hükmü ile sulakalanları bütünsel olarak ele almıştır. Sözleşme, Her Akit Taraf, ülkeye her sulak alanın hudutları kesinlikle belirtme ve aynı zamanda haritada işaretleme ve özellikle su kuşları yaşama ortamı olarak önem taşıyan yerlerde, sulak alanlara mücavir olan akarsu ve deniz kıyı alanlarında, bu sulak alanların ekoloji, botanik, zooloji, limnoloji ve hidroloji yönlerinden uluslararası önemini dikkate almakla yükümlendirmiştir. Akit Tarafların, planlamalarını, Listeye dahil ettirdikleri sulak alanların korunmasını geliştirecek ve ülkelerindeki diğer sulak alanların mümkün olduğu kadar akıllıca kullanılmasını sağlayacak şekilde formüle edecekleri ve uygulayacakları hükmünü tesis etmiştir. Ramsar Sözleşmesi açısından en önemli hükümlerden bir tanesi de her akit tarafın, sınırları içinde bulunan ve Listeye dahil olan herhangi bir sulak alanın ekolojik karakterinin, teknolojik gelişme, kirlenme veya insan müdahalesi ile değiştiğini, değişmekte olduğunu veya değişme ihtimali bulunduğunu en kısa zamanda haber alacak bir düzenleme yapmayı taahhüt etmiş olması dır ki bu kabil değişiklikler hakkındaki bilgiler gecikmeksizin sorumlu organizasyon veya hükümete bildirilecektir. Öte yandan ülkemizin AB’ne girişinden sonra yürürlüğe girecek olmasına karşın Susurluk Havzası Koruma Eylem Planı’nın yürürlük ve işleyiş zamanı içinde örtüşmek durumunda olan 1992 yılında kabul edilen Habitat Direktifi : Yaban Flora Ve Faunanın Doğal Yaşam Ortamlarının Korunması ile ilgili Direktif (AB 92/43/EEC) ile 1979 yılında kabul edilen Yaban Kuşları Direktifi (AB 79/43/EEC) Kuş Direktifinin de bu kapsamda ele alınması ve yasal altlık olarak değerlendirilmesi şarttır. Bu açıdan raporun tümüne etkisi olan Su Çerçeve Direktifi eksik yasal altlık olmakla birlikte tüm suların (iç sular, geçiş suları, kıyı suları ve yeraltı suyu) korunmasıyla ilgili bir çerçeve oluşturulması hedeflenmiş, su kaynaklarının daha fazla tahribatının önlenmesi, korunması ve iyileştirilmesi, su kaynaklarının uzun vadeli korunmasıyla sürdürülebilir su kullanımının desteklenmesi, sucul ekosistemlerin ileri derecede korunması ve iyileştirilmesi (ör: deşarjların,emisyonların, aşamalı olarak azaltılmasıyla), yeraltı su kirliliğinin azaltılıp, daha fazla kirlenmesinin engellenmesi, sel ve kuraklık etkilerinin azaltılması gibi somut hedefler içermektedir. Su Çerçeve Direktifi, su kaynakları için koyulacak hedeflere temel olması planlanan, su kaynaklarının referans koşullarını belirlemeyi öngörmektedir. Her bir tipteki su kaynağı ve kalite unsurları için referans durum belirlenecek, referans durumlar, su tiplerinin tahrip edilmemiş durumlarını yansıtacak ve ekolojik ölçekte yüksek durumdaki hidromorfolojik, fiziksel, kimyasal ve biyolojik durumları saptayacaktır. Referans koşullarının tanımlanmasında aşamasında izleme alanlarından verileri kullanarak mekansal esaslı referans durumlar, tahminsel modellemeye dayalı referans durumlar, geçmişte (geçici olarak); bazı durumlarda referans durumlar ele alınacaktır. Rapor büyük ölçüde bunu yapmaya çalışmıştır. Referans durumların belirlenmesi aşamasından sonra, Havza Yönetimi için mevcut ekolojik durum saptanacak, çevresel hedefler ortaya Konacak ve baskı kaynaklarının tür ve büyüklükleri tanımlanacaktır. Raporun tümünde hakim olan kalkınmacı retorik ve algı nedeniyle mevcut ekolojik durumu yeterince saptamadığı ve Susurluk Havzası için çevresel hedefleri bütünlüklü olarak ortaya koyamadığı açıktır. Rapora esas olan fikri zemin kalkınmacı bir retorik içermektedir. Raporun girişinde “Hızlı nüfus artışına bağlı olarak artan su ihtiyacına karşın, uygun kaynak varlığının azlığı ve gün geçtikçe gelişen sanayi ve tarımsal faaliyetlere paralel olarak ortaya çıkan aşırı kullanım ve kirlilik oluşumu nedeniyle yaşanan sorunlar, özellikle havza bazında su kaynakları yönetiminin önemini bir kat daha artırmıştır.” denilerek bu zemin net olarak ortaya konulmuştur. Suyu kaynak olarak tarif eden bir anlayış ile sadece su kirliliği, suyun kalitesi vb. açılardan değerlendirme yapılmış olması Kentsel, endüstriyel, aktif veya terk edilmiş katı atık bertaraf tesisleri ve düzensiz katı atık depolama sahaları ve yayılı kirleticilerle ilgili kirlilik yüklerinin nüfus yükü üzerinden değerlendirilmiş olması önemli bir yetersizliktir. Mevcut ekolojik durum saptamasında ve çevresel hedeflerin belirlenmesinde havzanın ekolojik değeri yeterince dikkate alınmamıştır. Rapor bütününde ağır bir mühendislik havası içermektedir. Havza yönetimini “bir havza sınırı içerisinde kalan toprak, su bitki örtüsü varlığı ve burada yaşayan diğer canlılar ile bunları etkileyen faktörlerden biri olan insan faaliyetlerinin birlikte ele alındığı sürdürülebilir doğal kaynak yönetimi” olarak tarif etmekte ve endüstriyalist bir bakış açısı ile insan faaliyetlerini temel alan bir çerçevede raporu oluşturmaktadır. Oysa hem ulusal yasal mevzuat hem de imza altına aldığımız ve girmek üzere hazırlıklarını sürdürdüğümüz AB normları bu konudaki yaklaşımlarında doğa ve çevre korumasını temel almakta, tüm canlılar açısından bir değerlendirme süreci işletmektedir.

Raporda Türkiye açısından kirletici kaynakların temel etkiye sahip olanının yayılı kaynaklar olduğu ve kirlilik yükünün yayılı kaynaklardan oluştuğu ileri sürülmektedir. Ülkemiz açısından önemli olan başlıca yayılı kirletici kaynaklar olarak tarım alanlarında kullanılan sulama suyu geri dönüş suları, orman alanlarından yüzeysel akışla taşınan sular, hayvancılık faaliyetlerinden kaynaklanan kirleticiler, yağış suları ve yıkama suları gibi yüzeysel akışla taşınan sular, atmosferden taşınım yoluyla su ve toprağa taşınan kirleticiler, Kentsel ve kırsal yerleşim alanlarından gelen kontrolsüz yağış suları, katı atık düzensiz depolama alanlarından, maden sahalarından ve fosseptiklerden yeraltı sularına karışan sızıntı suları, Kirlenmiş nehir ve derelerin doğal ortama taşıdıkları sular olarak tanımlandığında, havza koruma eylem planını kentsel atıksu arıtma tesisleri ve katı atık düzenli deponi alanları esası üzerine oturtmak, en azından kirliliğin önlenmesi açısından isabetsiz bir seçim olmuştur. Yayılı kaynaklardan oluşan kirlilik havzanın ağırlıklı sorunu olarak saptanmaktadır. Buna karşın noktasal kaynaklı kirliliğin ortadan kaldırılması için planlama ve senaryo çalışmaları üretilmiştir.

Diğer bir nokta ise Havzanın doğal ve ekolojik değerleri ile ilgili yeterli değerlendirme yapılamadığı için esas olarak ölçüt insan nüfusu olarak tarif edilmiştir. Bu esas üzerinden değerlendirme yapıldığında küçük yerleşim yerlerinden kaynaklı kirlilik ve onun yarattığı aşırı fosfat ve nitrojen yükleri ile havza giderek kirlenecek ve havzanın can damarı olan Uluabat ve Manyas Gölleri geri dönülmez bir noktaya geldikten sonra yani Raporun öngördüğü ve önerdiği gibi 2022 yılında ancak ele alınabilecektir. Bu noktada kirliliğin ortadan kaldırılması için yapılacak çalışmalar açısından öncelikte doğrudan gölleri kirleten yerleşimlerin atıksu arıtma tesislerinin ele alınması ve önceliklendirilmesi gerekmekteydi. Uluabat Gölü açısından konuyu ele aldığımızda endüstriyel, evsel, tarımsal ve mekanik kirliliğin gölü tehdit ettiği bilinmektedir. Endüstriyel kirlilik büyük ölçüde göle kıyı ve Raporda sayısı tam ve doğru olarak tespit dahi edilemeyen sanayi kuruluşlarından ve Mustafakemalpaşa Çayı’na yüklerini boşaltan MKP OSB ve MKP Mermer OSB’den kaynaklanmaktadır. Göle kıyısı olan ve/veya Göl’ün 100 metre yakınında yer alan 13 tesis mevcut olup bunların sadece 2 tanesinin arıtma tesisi bulunmakta diğerlerinin tüm atık suları hiçbir arıtma olmaksızın ya doğrudan Göl’e ya da mevcut dere ayakları ile Göl’e gönderilmektedir. MKP OSB ve MKP Mermer OSB dışında aşağıda dökümü yer alan ve Mustafakemalpaşa ilçesi içinde yer alan süt ve süt ürünleri işletmeleri de kent kanalizasyonu aracılığı ile yüklerini Uluabat Gölü’ne aktarmaktadırlar. Orhaneli çayı üzerinden gelen krom vb. maden ocakları yükleri Raporda tespit edilmiş olmasına karşın MKP’daki süt işleme tesisleri ve 4-5 adet tabakhane ihmal edilmiş ve kentsel atık su arıtması içinde mütalaa edilmiştir. Görüleceği gibi 60 tesisten birkaç tanesinin dışında hiç birinin deşarj izni bulunmamaktadır ve bu tesisler yıllardır bölgede çalışmaktadırlar. Evsel açıdan Uluabat Gölü kıyısında yer alan 17 yerleşim biriminden Eskikaraağaç, Karaoğlan ve Akçapınar köyler dışında hiçbir yerleşimde evsel amaçlı atık su arıtma tesisi bulunmamaktadır. Rapor özellikle Uluabat Alt Havzası ölçeğinde ciddi bilgi eksiklikleri içermektedir. Bunun temel nedeninin Uluabat ve Manyas Gölleri ile ilgili olarak Uludağ Üniversitesi ile Balıkesir Üniversitesi’nde yapılan bilimsel çalışmalardan yararlanılmamış olması ile her iki üniversite ile bilgi paylaşımı temelli bir otaklık oluşturulmamış olmasından kaynaklanabileceği değerlendirilmektedir.

 

İşletme Adı

İlçesi

Deşarj Ortamı

Deşarj İzni

Atıksu Arıtma Tesisi

1

Vatan Konserve A.Ş.

Karacabey

DSİ Drenaj Kanalı

YOK

YOK

2

Serkon Salça Konserve Gıda A.Ş.

Karacabey

DSİ Drenaj Kanalı

YOK

YOK

3

Olca Gıda ve Ambalaj Ltd.Şti.

Karacabey

DSİ Drenaj Kanalı

YOK

VAR

4

Doğancı Çiftliği Süt Ürünleri

Karacabey

DSİ Drenaj Kanalı

YOK

YOK

5

Merko Gıda Sanayi A.Ş.

Karacabey

Karadere

VAR

VAR

6

Tamek Gıda ve Konsantre San.A.Ş.

Karacabey

DSİ Drenaj Kanalı

YOK

VAR

7

Tat Konserve Sanayi A.Ş.

Karacabey

DSİ Drenaj Kanalı

YOK

VAR

8

Sütaş Süt Ürünleri A.ş.

Karacabey

Canbolu Deresi

YOK

VAR

9

Tarfaş Sanayi A.Ş.

Karacabey

Fosseptik

YOK

YOK

10

AKFA(Dikey Gıda Paz.A.Ş.)

Karacabey

DSİ Drenaj Kanalı

YOK

Ön Arıtma

11

DEMKO Benzerler Gıda San.A.Ş.

Karacabey

Karadere

YOK

Ön Arıtma

12

Tunçsan Gıda Sanayi A.Ş.

Karacabey

Karadere

YOK

VAR

13

MBH Süt Ürünleri

MKP/Yalıntaş

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

14

Kardeşler Süt Mamülleri

MKP/Yalıntaş

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

15

Gümüş Süt Mamülleri

MKP/Yalıntaş

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

16

Yavuz Süt Mamulleri

MKP/Yalıntaş

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

17

Özkocaman Spor Mamülleri

MKP/Yalıntaş

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

18

Bilgi Süt Ürünleri

MKP/Yalıntaş

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

19

Aysan Süt Ürünleri

MKP/Yalıntaş

Kirmastı Çayı

YOK

VAR

20

Kavuşanlar Gıda Tarım Yem San. Tic. A.Ş.

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

21

NGS Gültaş Süt San.

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

22

Bozkurt Kereste Fab.

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

23

Paşa Tuz Nak. LTD. Şti.

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

24

Monsanto Tarım San. Tic. AŞ.

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

25

Tat Tohumculuk AŞ.

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

26

Syngenta Tarım San. Tic. AŞ.

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

27

Bibeyler Süt Ürünleri

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

28

Dardağan Süt Ürünleri

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

29

MYS Süt Ürünleri

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

30

Tabakoğlu Süt Ürünleri

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

31

Hayat Sucuk

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

32

M. Kemalpaşa Ciğercisi

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

33

Erdem Kültür Mantar San. Ve Tic. AŞ.

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

34

Matsan Tuğla

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

35

Yeni Untaş Yem Fabrikası

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

36

Aslan Süt Ürünleri

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

37

Atalay Helva San.

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

38

Süngü Spor Tesisleri

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

39

Yaren Yemek Sanayi

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

40

Saray Yemek Sanayi

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

41

Mustafakemalpaşa Mezbahası

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

YOK

YOK

42

Naturel Gıda / Naturamaks

Mustafakemalpaşa

DSİ Azatlı Drenajı

YOK

Ön Arıtma

43

Kemtat Koll.Şti.

Mustafakemalpaşa

DSİ Azatlı Drenajı

YOK

Ön Arıtma

44

Tartaş Gıda Tarım ve Hay.Sanayi A.Ş.

Mustafakemalpaşa

Susurluk Çayı

VAR

VAR

45

Merko Gıda Sanayi A.Ş.

Mustafakemalpaşa

DSİ Azatlı Drenajı

YOK

VAR

46

Aslanoba Gıda Sanayi A.Ş.

Mustafakemalpaşa

Fosseptik

YOK

YOK

47

Tat Konserve Sanayi A.Ş.

Mustafakemalpaşa

DSİ Drenaj Kanalı

YOK

VAR

48

Martaş A.Ş.

Mustafakemalpaşa

DSİ Drenaj Kanalı

YOK

VAR

49

Mustafakemalpaşa Tabakhane 1

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

 

 

50

Mustafakemalpaşa Tabakhane 2

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

 

 

51

Mustafakemalpaşa Tabakhane 3

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

 

 

52

Mustafakemalpaşa Tabakhane 4

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

 

 

53

Mustafakemalpaşa Belediyesi Arıtma Tesisi

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

 

 

54

Mustafakemalpaşa OSB Arıtma Tesisi

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

 

 

55

Mustafakemalpaşa Mermerciler OSB Arıtma Tesisi

Mustafakemalpaşa

Kirmastı Çayı

 

 

56

Marmarabirlik Tarım Satış Koop.Birliği

Nilüfer

 Yakındere

YOK

Evsel Arıtma

57

Durmazlar Makina Sanayi A.Ş.

Nilüfer

Fosseptik

YOK

YOK

58

Turbel Gıda Sanayi A.Ş.

Nilüfer

Uluabat Gölü

YOK

YOK

59

Golf Dondurma Sanayi A.Ş.

Nilüfer

Uluabat Gölü

YOK

YOK

60

Kerevitaş Gıda Sanayi A.Ş.

Nilüfer

Uluabat Gölü

YOK

YOK

 

 

 

Çeşitli insan aktiviteleri sonucunda oluşan ve çok değişken yapıya sahip olan atık sular nehir, göl ve deniz gibi alıcı ortamlara boşaltıldıklarında ortam suyunun fizikokimyasal ve biyolojik yapısını önemli ölçüde değiştirmekte ve suyun dip yapısında da önemli değişiklikler yaratmaktadır. Göller büyük arazilerin drenaj sularını alarak göl ve gölü çevreleyen kara arasında sürekli bir alışveriş sağlamaktadırlar. Bu akışlar da çeşitli fiziksel, kimyasal ve biyolojik bileşenleri, organik maddeleri, tortu ve diğer pek çok maddeyi beraberinde sürüklemektedir. Bir gölün drenaj alanındaki kaya tipi, göl suyunun inorganik bileşimini belirleyen en önemli unsurdur. Özellikle dışarıya akışı olmayan göllerde ağır metaller, zor parçalanabilen pestisitler gibi bozunmayan kirleticilerin giderek kirlilik potansiyelini arttırmakta yüzeysel sular arasında kirlenmeye karşı en hassas su grubunu oluşturan göllerin korunmasında ciddi sorunlar yaratmaktadır.

Ötrofikasyon, yüksek askıda katı madde (AKM) girişi ve havza içerisinde yer alan farklı işletmelerden gelen çeşitli ağır metaller Gölün en önemli kirleticileri arasındadır. Özellikle yaz aylarında ciddi boyutlarda ortaya çıkan ötrofikasyon ve göle gelen yüksek AKM nedeniyle göl yıldan yıla sığlaşmaktadır. Bunların haricinde, son yıllarda yapılan çalışmalar da göl suyunda ve sedimentinde ağır metal kirliliğine rastlanmıştır. Bu durum Uluabat Gölü’nün geleceği hakkındaki endişelerin giderek artmasına neden olmaktadır.

Sığ göller birkaç metrelik derinlikleriyle, sayıca derin göllerden fazladırlar. Aynı zamanda kapladıkları toplam alan bakımından da dünya yüzeyinde derin göllerden daha fazla alan işgal etmektedirler. Ayrıca sığ göller barındırdıkları doğal hayatın zenginliği ve insan kullanımı açısından, çok daha önemlidirler. Sığ göller dünyanın en verimli, karmaşık ve zengin ekosistemine sahip sulak alanlardır. Göl ekosisteminin nasıl çalıştığını anlayabilmek için, öncelikle su toplama havzasının doğal yapısı, jeolojisi, meteorolojisi, hidrolojisi, toprak yapısı ve havzadaki insan aktiviteleri gibi özelliklerin bilinmesi gerekmektedir. Bu etmenlerin tümü göle ulaşan su miktarını, suyun kalitesini ve biyolojik besin zinciri ilişkilerini belirler. Gölün derin veya sığ olmasıyla, göldeki biyolojik besin zinciri ilişkisi yakından ilgilidir. Bu yüzden, gölleri incelerken derin ve sığ ayrımının yapılması kaçınılmaz olmaktadır.

Daha önce göl ile ilgili olarak hazırlanan raporlarda ve gölü tanıtan verilerde normal su seviyesinde göl yüzey alanı 160 km2 olarak belirlenmiştir. Ancak Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nin 1984-1993 yıllarının Haziran aylarına ait Landsat-5 TM uydusundan alınan görüntüleri üzerinde yapılan çalışma ile göl alanının 1984 yılında %2 oranında küçülerek 133,1 km2 olduğu, 1984 yılından sonra ise Uluabat Gölü’nün yakın çevresindeki yan derelerin ve en önemlisi Mustafakemalpaşa Çayı’nın besleme havzasını oluşturan yörelerdeki yüksek arazilerden taşıyarak getirdiği sedimentlerle hızla dolması sonucu Uluabat Gölü alanının 1993 yılında %10 oranında azalarak 120 km2’ye kadar küçüldüğü belirlenmiştir. 1998 yılında yapılan son çalışmada ise Uluabat Gölü alanının 116 km2’ye gerilediği saptamıştır.

Uluabat Gölü tipik bir sığ göldür. Sığ göllerin tipik özelliği olarak rüzgarın etkisiyle tam karışıma uğrar, ışık erişilebilirliğinin belirlendiği bölgesi geniştir. Uluabat Gölü, sucul bitkilerin alglere nazaran baskın durumda olduğu berrak su halinden alglerin sucul bitkilere nazaran baskın durumda olduğu bulanık su haline geçişi yaşamıştır. Bu geçişin temel nedeni su rejimindeki değişimler, azot ve fosfor gibi besin yüklerinin, etçil balıkların ve askıda katı madde miktarının artması olarak tanımlanabilir.

Sahip olduğu biyolojik çeşitliliğin yanı sıra, Uluabat Gölü burada yaşayan insanlar için de büyük önem taşımaktadır. Göl etrafında irili ufaklı 17 köy bulunmaktadır. Bu köylerin doğrudan ya da dolaylı olarak gölle sosyal ve ekonomik ilişkileri vardır. Gölyazı ve Eskikaraağaç köyleri gelirinin büyük kısmını gölde balıkçılık yaparak sağlamaktadırlar.

Göldeki canlı çeşitliliğinin nedenleri, uygun iklim koşullarının yanında, geniş sazlık alanlara ve açık su yüzeyine sahip olması ile besin maddesi bakımından zengin olmasıdır. Uluabat Gölü gerek plankton ve dip canlıları, gerek sucul bitkileri ve gerekse balık ve kuş popülasyonları açısından ülkemizin en zengin göllerinden biridir. Gölde 21 değişik balık türünün varlığı bu zenginliğin en önemli göstergelerindendir. Ülkemizdeki diğer göllerle kıyaslandığında bu sayı oldukça yüksektir. Bu türler içerisinde ticari amaçla avlananlardan başlıcalar turna ve sazan balıklarıdır. Uluabat Gölü ülkemizde üretilen Turna balığının %30’unu tek başına üretmektedir. Az miktarda da olsa yayın, tatlı su kefali ve kızılkanat balıkları da avlanmaktadır. Eskiden yılan balığının gölde bol miktarda bulunduğu, ancak son 25 yıldır nadiren rastlandığı belirtilmektedir. Göldeki en önemli su ürünlerinden biri de kerevittir. Geçmişte yılda ortalama 700 ton kerevit avlanmakta iken, 1986 yılında ortaya çıkan mantar hastalığı nedeniyle kerevit üretimi tamamen bitmiştir. Söz konusu bu hastalığa kadar Uluabat Gölü’nde avlanan kerevit miktarı, Türkiye’nin toplam kerevit üretiminin % 30’unu karşılamaktaydı. Avlanan kerevitlerin tamamı yurtdışına ihraç edilmekteydi.

Uluabat Gölü’nde bulunan mevcut balık türlerinin, etçil /etçil olmayan dengesine bakıldığında, etçil balık türlerinin oranı sadece % 3.175’dir (yaklaşık 1/33). Bu oran göldeki mevcut balık türlerinin dağılımı içerisinde oldukça düşüktür ve bu durum göldeki balık türlerinin çeşitliliği açısından olumlu, ancak gölün ekolojik durumu ve balıkçılık açısından olumsuzdur.

Göl, kuşların göç yolu üzerinde yer alması, önemli kuş alanlarından Manyas Kuş Gölü’ne çok yakın mesafede (35 km) bulunması, besin maddelerince oldukça zengin oluşu ve uygun iklim koşullarının varlığı nedeniyle değişik türden kalabalık kuş gruplarına da beslenme, kışlama ve üreme olanağı sağlamaktadır. Uluabat Gölü, dünya çapında yok olma tehlikesi altında olan kuş türlerinden küçük karabatağın ülkemizdeki en önemli üreme alanıdır. Yine önemli türlerden biri olan tepeli pelikanın da önemli beslenme ve kışlama alanlarından biridir. Uluabat Gölü’nde gözlenen kuşların listesi aşağıda yer almaktadır. Uluabat Gölü kuş varlığı açısından son derece zengindir. Bu veri de Raporda somut olarak yer almamaktadır.

Türkçe İsim

Latince İsim

İngilizce İsim

IUCN Kırmızı Liste Durumu

Küçük Batağan

Podiceps ruficollis

Little Grebe

LC

Bahri

Podiceps cristatus

Great Crested Grebe

LC

Karaboyunlu Batağan

Podiceps nigricollis

Black-necked Grebe

LC

Karabatak

Phalacrocorax carbo

Cormorant

LC

Küçük Karabatak

Phalacrocorax pygmeus

Pygmy Cormorant

LC

Ak Pelikan

Pelecanus onocratalus

Great White Pelican

LC

Tepeli Pelikan

Pelecanus crispus

Dalmatian Pelican

VU

Balaban

Botaurus stellaris

Bittern

LC

Küçük Balaban

Ixobrychus minutus

Little Bittern

LC

Gece Balıkçılı

Nycticorax nycticorax

Night Heron

LC

Alaca Balıkçıl

Ardeola ralloides

Squacco Heron

LC

Sığır Balıkçılı

Bubulcus ibis

Cattle Egret

LC

Küçük Akbalıkçıl

Egretta garzetta

Little Egret

LC

Büyük Akbalıkçıl

Egretta alba

Great White Egret

LC

Gri Balıkçıl

Ardea cinerea

Grey Heron

LC

Erguvani Balıkçıl

Ardea purpurea

Purple Heron

LC

Kara Leylek

Ciconia nigra

Black Stork

LC

Leylek

Ciconia ciconia

White Stork

LC

Çeltikçi

Plegadis falcinellus

Glossy Ibis

LC

Kaşıkçı

Platalea leucorodia

Spoonbill

LC

Kuğu

Cygnus olor

Mute Swan

LC

Sakarca

Anser albifrons

White-fronted Goose

LC

Angıt

Tadorna ferruginea

Ruddy Shelduck

LC

Suna

Tadorna tadorna

Shelduck

LC

Fiyu

Anas penelope

Wigeon

LC

Boz Ördek

Anas strepera

Gadwall

LC

Çamurcun

Anas crecca

Teal

LC

Yeşilbaş

Anas platyrhynchos

Mallard

LC

Kılkuyruk

Anas acuta

Pintail

LC

Çıkrıkçın

Anas querquedula

Garganey

LC

Kaşıkgaga

Anas clypeata

Shoveler

LC

Macar Ördeği

Netta rufina

Red-crested Pochard

LC

Elmabaş Patka

Aythya ferina

Pochard

LC

Pasbaş Patka

Aythya nyroca

Ferruginous Duck

NT

Tepeli Patka

Aythya fuligula

Tufted Duck

LC

Sütlabi

Mergus albellus

Smew

LC

Dikkuyruk

Oxyura leucocephala

White-headed Duck

EN

Arı Şahini

Pernis apivorus

European Honey Buzzard

LC

Akkuyruklu Kartal

Haliaeetus albicella

White-tailed Eagle

LC

Yılan Kartalı

Circaetus gallicus

Short-toed Eagle

LC

Saz Delicesi

Circus aeruginosus

Marsh Harrier

LC

Gökçe Delice

Circus cyaneus

Hen Harrier

LC

Çayır Delicesi

Circus pygargus

Montagu's Harrier

LC

Atmaca

Accipiter nisus

Sparrowhawk

LC

Yoz Atmaca

Accipiter brevipes

Levant Sparrowhawk

LC

Şahin

Buteo buteo

Common Buzzard

LC

Kızıl Şahin

Buteo rufinus

Long-legged Buzzard

LC

Paçalı Şahin

Buteo lagupus

Rough-legged Buzzard

Küçük Orman Kartalı

Aquila pomarina

Lesser Spotted Eagle

LC

Büyük Orman Kartalı

Aquila clanga

Greater Spotted Eagle

LC

Küçük Kartal

Hieraeetus pennatus

Booted Eagle

LC

Kerkenez

Falco tinnunculus

Kestrel

LC

Ala Doğan

Falco vespertinus

Red-footed Falcon

LC

Boz Doğan

Falco columbarius

Merlin

LC

Delice Doğan

Falco subbuteo

Hobby

LC

Ada Doğanı

Falco eleonorea

Eleonora's Falcon

LC

Bıyıklı Doğan

Falco biarmicus

Lanner

LC

Gök Doğan

Falco peregrinus

Peregrine Falcon

LC

Kınalı Keklik

Alectoris chukar

Chukar

LC

Bıldırcın

Coturnix coturnix

Quail

LC

Sukılavuzu

Rallus aquaticus

Water Rail

LC

Benekli Suyelvesi

Porzana porzana

Spotted Crake

LC

Saztavuğu

Gallinula chloropus

Moorhen

LC

Sakarmeke

Fulica atra

Coot

LC

Turna

Grus grus

Common Crane

LC

Uzunbacak

Himantopus himantopus

Black-winged Stilt

LC

Kocagöz

Burhinus oedicnemus

Stone Curlew

LC

Bataklıkkırlangıcı

Glareola pratincola

Collared Pratincole

LC

Küçük Halkalı Cılıbıt

Charadrius dubius

Little Ringed Plover

LC

Akça Cılıbıt

Charadrius alexandrinus

Kentish Plover

LC

Altın Yağmurcun

Pluvialis apricaria

Golden Plover

LC

Mahmuzlu Kızkuşu

Hoplopterus spinosus

Spur-winged Plover

LC

Kızkuşu

Vanellus vanellus

Lapwing

LC

Küçük Kumkuşu

Calidris minuta

Little Stint

LC

Karakarınlı Kumkuşu

Calidrisa lpina

Dunlin

LC

Döğüşkenkuş

Philomachus pugnax

Ruff

LC

Suçulluğu

Gallinago gallinago

Snipe

LC

Büyük Suçulluğu

gallinago media

Great Snipe

LC

Çulluk

Scolopax rusticola

Woodcock

LC

Çamurçulluğu

Limosa limosa

Black-tailed Godwit

LC

Kervançulluğu

Numenius arquata

Curlew

LC

Yeşilbacak

Tringa nebularia

Greenshank

LC

Yeşil Düdükçün

Trynga ochropus

Green Sandpiper

LC

Orman Düdükçünü

Trynga glareola

Wood Sandpiper

LC

Dere Düdükçünü

Actitis hypoleucos

Common Sandpiper

LC

Büyük Karabaş Martı

Larus ichthyaetus

Great Black-headed Gull

LC

Akdeniz Martısı

Larus melanocephalus

Mediterranean Gull

LC

Küçük Martı

Larus minutus

Little Gull

LC

Karabaş Martı

Larus ridibundus

Black-headed Gull

LC

İncegagalı Martı

Larus genei

Slender-billed Gull

LC

Küçük Gümüş Martı

Larus canus

Common Gull

LC

Karasırtlı Martı

Larus fuscus

Lesser Black-backed Gull

LC

Gümüş Martı

Larus cachinnans

Yelow-legged Gull

LC

Sumru

Sterna hirundo

Common Tern

LC

Küçük Sumru

Sterna albifrons

Little Tern

LC

Bıyıklı Sumru

Chlidonias hybridus

Whiskered Tern

LC

Kara Sumru

Chlidonias niger

Black Tern

LC

Akkanatlı Sumru

Chlidonias leucopterus

White-winged Tern

LC

Kaya Güvercini

Columba livia

Rock Dove

LC

Kumru

Streptopelia decaocto

Collared Dove

LC

Üveyik

Streptopelia turtur

Turtle Dove

LC

Yeşil Papağan

Psittacula krameri

Ring-necked Parakeet

LC

Tepeli Guguk

Clamator glandarius

Great Spotted Cuckoo

LC

Guguk

Cuculus canorus

Cuckoo

LC

Peçeli Baykuş

Tyto alba

Barn Owl

LC

İshakkuşu

Otus scops

Scops Owl

LC

Kukumav

Athene noctua

Little Owl

LC

Kulaklı Orman Baykuşu

Asio otus

Long-eared Owl

LC

Alaca Baykuş

Strix aluca

Tawny Owl

LC

Kır Baykuşu

Asio flammeus

Short-eared Owl

LC

Çobanaldatan

Caprimulgus europaeus

Nightjar

LC

Ebabil

Apus apus

Swift

LC

Akkarınlı Sağan

Apus melba

Alpine Swift

LC

Yalıçapkını

Alcedo atthis

Common Kingfisher

LC

Arıkuşu

Merops apiaster

European Bee-eater

LC

Gökkuzgun

Coracias garrulus

European Roller

LC

İbibik

Upopa epops

Hoopoe

LC

Boyunçeviren

Jynx torquata

Wrayneck

LC

Yeşil Ağaçkakan

Picus viridis

Green Woodpecker

LC

Alaca Ağaçkakan

Dendrocopus syriacus

Syrian Woodpecker

LC

Küçük Ağaçkakan

Dendrocopus minor

Lesser Spotted Woodpecker

LC

Boğmaklı Toygar

Melanocorypha calandra

Calandra Lark

LC

Tepeli Toygar

Galerida cristata

Crested Lark

LC

Tarlakuşu

Alauda arvensis

Skylark

LC

Kum Kırlangıcı

Riparia riparia

Sand Martin

LC

Kızıl Kırlangıç

Hirundo daurica

Red-rumped Swallow

LC

Ev Kırlangıcı

Delichon urbica

House Martin

LC

Kırlangıç

Hirundo rustica

Swallow

LC

Kır İncirkuşu

Anthus campestris

Tawny Pipit

LC

Ağaç İncirkuşu

Anthus trivialis

Tree Pipet

LC

Çayır İncirkuşu

Anthus pratensis

Meadow Pipit

LC

Dağ İncirkuşu

Anthus spinoletta

Water Pipit

LC

Sarı Kuyruksallayan

Motacilla flava

Yellow Wagtail

LC

Sarıbaşlı Kuyruksallayan

Motacilla citreola

Citrine Wagtail

LC

Dağ Kuyruksallayanı

Motacilla cinerea

Grey Wagtail

LC

Ak Kuyruksallayan

Motacilla alba

Pied Wagtail

LC

Çıtkuşu

Troglodytes troglodytes

Wren

LC

Dağbülbülü

Prunella modularis

Dunnock

LC

Çalı Bülbülü

Cercotrichas galactotes

Rufous Bush-chat

LC

Kızılgerdan

Erithacus rubecula

European Robin

LC

Bülbül

Luscinia megarhynchos

Common Nightingale

LC

Kara Kızılkuyruk

Phoenicurus ochrurus

Black Redstart

LC

Kızılkuyruk

Phoenicurus phoenicurus

Common Redstart

LC

Çayır Taşkuşu

Saxicola rubetra

Whinchat

LC

Taşkuşu

Saxicola torquata

Stonechat

LC

Boz Kuyrukkakan

Oenanthei sabellina

Isabelline Wheatear

LC

Kuyrukkakan

Oenanthe oenanthe

Wheatear

LC

Karakulaklı Kuyrukkakan

Oenanthe hispanica

Black-eared Wheathear

LC

Gökardıç

Monticola solitarius

Blue Rock Thrush

LC

Karatavuk

Turdus merula

Blackbird

LC

Tarla Ardıcı

Turdus pilaris

Fieldfare

LC

Öter Ardıç

Turdus philomelos

Song Thrush

LC

Kızıl Ardıç

Turdus iliacus

Redwing

LC

Kamış Bülbülü

Cettia cetti

Cetti's Warbler

LC

Bataklık Kamışçını

Locustella luscinioides

Savi's Warbler

LC

Bıyıklı Kamışçın

Acrocephalus melanopogon

Maustached Warbler

LC

Kındıra Kamışçını

Acrocephalus schoenobaenus

Sedge Warbler

LC

Saz Bülbülü

Acrocephalus scirpaceus

Reed Warbler

LC

Büyük Kamışçın

Acrocephalus arundinaceus

Great Reed Warbler

LC

Ak Mukallit

Hippolais pallida

Olivaceous Warbler

LC

Boz Ötleğen

Sylvia borin

Garden Warbler

LC

Akgerdanlı Ötleğen

Sylvia communis

Whitethroat

LC

Küçük Akgerdanlı Ötleğen

Sylvia curruca

Lesser Whitethroat

LC

Karabaşlı Ötleğen

Sylvia atricapilla

Blackcap

LC

Maskeli Ötleğen

Sylvia melanocephala

Sardinian Warbler

LC

Akgözlü Ötleğen

Sylvia hortensis

Orphean Warbler

LC

Çıvgın

Phylloscopus collybita

Chiffchaff

LC

Söğütbülbülü

Phylloscopus trochilus

Willow Warbler

LC

Benekli Sinekkapan

Muscicapa striata

Spotted Flycatcher

LC

Halkalı Sinekkapan

Ficedula albicollis

Collared Flycatcher

LC

Çulhakuşu

Remiz pendulinus

Penduline Tit

LC

Uzunkuyruklu Baştankara

Aegithalos caudatus

Long-tailed Tit

LC

Büyük Baştankara

Parus major

Great Tit

LC

Mavi Baştankara

Parus cyaneus

Blue Tit

LC

Kaya Sıvacıkuşu

Sitta neumayer

Rock Nuthacth

LC

Bahçe Tırmaşıkkuşu

Certhia brachydactyla

Short-toed Treekreeper

LC

Çitkuşu

Troglodytes troglodytes

Wren

LC

Karaalınlı Örümcekkuşu

Lanius minor

Lesser Grey Shrike

LC

Kızılsırtlı Örümcekkuşu

Lanius collurio

Red-backed Shrike

LC

Kızılbaşlı Örümcekkuşu

Lanius senator

Woodchat Shrike

LC

Maskeli Örümcekkuşu

Lanius nubicus

Masked Shrike

LC

Büyük Örümcekkuşu

Lanius excubitor

Great Shrike

LC

Alakarga

Garrulus glandarius

Jay

LC

Saksağan

Pica pica

Magpie

LC

Ekin Kargası

Corvus frugilegus

Rook

LC

Leş Kargası

Corvus corone

Carrion Crow

LC

Küçük Karga

Corvus monedula

Eurasian Jackdaw

LC

Kuzgun

Corvus corax

Common Raven

LC

Sarıasma

Oriolus oriolus

Golden Oriole

LC

Sığırcık

Sturnus vulgaris

Common Starling

LC

Ala Sığırcık

Sturnus roseus

Rosy Starling

LC

Söğüt Serçesi

Passer hispaniolensis

Spanish Sparrow

LC

Serçe

Passer domesticus

House Sparrow

LC

Ağaç Serçesi

Passer montanus

Tree Sparrow

LC

Dağ İspinozu

Fringilla montifringilla

Brambling

LC

İspinoz

Fringilla coelebs

Chaffinch

LC

Küçük İskete

Serinus serinus

European Serin

LC

Ketenkuşu

Acanthis cannabina

Linnet

LC

Karabaşlı İskete

Carduelis spinus

Siskin

LC

Saka

Carduelis carduelis

Goldfinch

LC

Florya

Carduelis chloris

Greenfinch

LC

Kocabaş

Coccotraustres coccotraustres

Hawfinch

LC

Kirazkuşu

Emberiza hortulana

Ortolan

LC

Tarla Kirazkuşu

Miliaria calandra

Corn Bunting

LC

Bahçe Kirazkuşu

Emberiza cirlus

Cirl Bunting

LC

Karabaşlı Kirazkuşu

Emberiza melanocephala

Black-headed Bunting

LC

Bataklık Kirazkuşu

Emberiza schoeniclus

Reed Bunting

LC



Uluabat Gölü’nde yer alan kuşların büyük bölümü asgari endişe duyulması gereken türler olarak sınıflandırılmış olsa da Tepeli Pelikan, vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi büyük olan tür olarak, Pasbaş Patka, şu anda tehlikede olmayan fakat yakın gelecekte VU, EN veya CR kategorisine girmeye aday olan tür olarak, Dikkuyruk, vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi çok büyük olan tür olarak tarif edilmiş durumdadır. Uluabat Gölü sucul bitkiler yönünden de ülkemizin en zengin sulak alanlarından biridir. Gölün hemen hemen bütün kıyıları geniş sazlıklarla, sığ kesimleri ise su içi bitkileri ile kaplıdır. Gölde görülen en yaygın bitki grubu kamış ve sazdır. Uluabat Gölü, Türkiye’nin en geniş nilüfer yataklarına sahiptir. Beyaz Nilüfer, gölün kuzeydoğu kıyılarında ve Mustafakemalpaşa Çayı’nın göle giriş ağzında çok geniş alanları kaplamaktadır.

Ancak, Uluabat Gölü’ndeki ekolojik ilişkiler son birkaç yıl içerisinde değişmiş, su altı bitkileri gölde hızla yok denecek kadar azalmış, bulanıklık tekrar artmış, gölün yeşile çalan rengi oluşmuş, durgun noktalarında yeşil alg tabakaları oluşmaya başlamıştır. Zaman zaman atık su deşarjları ve/veya çoğalan alglerle ilişkili olarak oksijen yetersizliğine bağlı balık ölümleri görülebilmektedir. Bu değişim uzmanlarca göle verilen atık su deşarjları ve yoğun gübre kullanımına bağlı olarak artan besin yükü (azot ve fosfor) ve etçil balıkların aşırı avlanmasına bağlanmaktadır. Diğer bir nedenin de hidrolojideki değişimler olduğu düşünülmektedir.

Sucul ekosistemlerde alglerin mevsimsel değişimlerini etkileyen en önemli faktörlerden birisi besin tuzları yani nütrientlerdir. Bir sucul ortamın besin tuzları tarafından zenginleştirilmesi ötrofikasyon ile sonuçlanmaktadır. Besin tuzlarının ana kaynakları; sucul ekosistemlere erozyon yoluyla katılan topraklar, bilinçsizce yapılan tarımsal işlemler ve yerleşim yeri ile sanayi tesislerinden gelen evsel ve endüstriyel atıklardır. Bu atıkların bileşimindeki besin tuzları çoğu zaman hiçbir işlemden geçirilmeden doğrudan alıcı ortamlar olan sucul ekosistemlere verilmektedir. Bu da ekosistemin doğal yapısında ve içerdiği canlı gruplarında istenmeyen değişimler meydana getirmektedir. Bu nedenle Uluabat Gölü’nde kirliliği oluşturan faktörlerin iyi bir şekilde tanımlanması gerekir .

Uluabat Gölü, Marmara bölgesi içerisinde nüfus ve sanayi yoğunlaşmasının odaklandığı ve kirlenmenin diğer bölgelere göre oldukça yüksek düzeyde olduğu bir konumda yer almaktadır. Göl çevresinde çok sayıda yerleşim yeri, fabrika ve işyeri bulunmaktadır. Bu yerleşim birimleri ve sanayi tesislerinden gelen atıksular çoğu zaman hiçbir arıtıma tabi tutulmadan doğrudan göle deşarj edilmektedir. Bu durum gölde besin tuzlarının miktarında artışa neden olarak gölün trofik seviyesini yükseltmektedir.

Gölde kirlenmenin düzeyinden söz ederken sadece Uluabat Gölü çevresini ele almak yanlış olacaktır. Çünkü gölü besleyen Mustafakemalpaşa Çayı ve iki kolu Orhaneli ve Emet Çaylarında meydana gelen kirlilik doğrudan göle ulaşmaktadır. Uluabat Gölü ve Mustafakemalpaşa Çayı’nın etrafında çok sayıda yerleşim birimi ve sanayi tesisleri mevcuttur, buralardan göle yüksek oranlarda kirlilik girişi söz konusudur.

Bor minerali uzun yıllar boyunca Susurluk Havzasında önemli bir kirlilik potansiyeli oluşturmuştur. Gerçektende Türkiye’nin en önemli bor yatakları Emet, Bigadiç, Kırka ve Mustafakemalpaşa bölgelerinde bulunmaktadır. Emet-Hisarcık’ta ve Orhaneli-Kestelek’te işletilmekte olan kolemenit (bir çeşit bor cevheri) ve bor madenlerinden sızan bor Mustafakemalpaşa Çayı ile Uluabat Gölü’ne taşınmaktadır. Mustafakemalpaşa Çayının göle dökülmesi ile göldeki bor konsantrasyonunun yükseldiği görülmektedir. Ancak DSİ III. Bölge Müdürlüğü’nün ısrarıyla yapılan ve 1985 yılında işletilmeye başlayan kondansatör atıksularını biriktirme-tekrar kullanma göletiyle bor kirliliği etkisini giderek kaybetmeye başlamıştır.

Mustafakemalpaşa Çayı’nın diğer kolu olan Orhaneli Çayı’nın ilk kirleticisi Tavşanlı kanalizasyonu, ikincisi Türkiye Elektrik Anonim Şirketi’nin (TEAŞ) Tunçbilek Termik Santrali atıklarıdır. Termik santralin ortam temizliği ve çalışanlarının işyeri ve lojman atık sularından oluşan toplu deşarjı ile suyun sert yapısı nedeniyle kazanlarda oluşan birikim tabakasının sıkça temizlenmesinden kaynaklanan asiditesi yüksek deşarj önemli bir kirletici kaynaktır.

Camandar Köyü ile Mustafakemalpaşa ilçe merkezi arasında kalan yatak kesiminde faaliyette bulunan kum-çakıl ocaklarının kum alırken yatağı örselemesi Mustafakemalpaşa Çayında askıda katı madde oranını yükseltmektedir. Ele alınan kirleticiler Susurluk havzasının çeşitli bölgelerinden göle ulaşan ve gölün kirlenmesinde etkisi büyük olan kirleticilerdir. Gölün kendi havzası etrafında da çok sayıda kirletici kaynak mevcuttur. Bu kirleticilerin başında Akçalardan göle deşarj olan Musa Deresi’nin getirdiği atıklar gelmektedir. Akçalar beldesinin atık suları ile bazı işletmelerden kaynaklanan endüstriyel nitelikli atıksular herhangi bir arıtma işleminden geçirilmeden buraya deşarj edilmekte ve oradan da Uluabat Gölü’ne ulaşmaktadır.

Tüm bu kirletici etkenlerin yanına, birde göl havzasının tamamının tarım arazisi olarak kullanıldığı ve buralardaki yanlış uygulamalar sonucu göle ulaşan, özellikle azot ve fosforun, etkisini de göz önünde bulundurduğumuzda Uluabat Gölü’nün ne kadar büyük bir baskı altında olduğunu açıkça görmekteyiz. Tüm bu etkiler Uluabat Gölü’nde trofik seviyenin değişmesine ve su kalitesinin yıldan yıla daha da kötüye gitmesine neden olmaktadır. Yukarıda bahsedilen antropojen kaynaklı etkiler nedeniyle göle ulaşan nütrientler gölde ötrofikasyon olayının gerçekleşmesine neden olmaktadır. Özellikle yaz aylarında göl yeşil bir renge bürünmekte ve gölün rekreasyonel amaçlı kullanımı dahil birçok yönden kullanımını kötü yönde etkilemektedir.

Rapor Uluabat Gölü’nün ekolojik ve doğal değerini hemen hiç tanımlamamıştır. Benzer bir durum Manyas Gölü içinde geçerlidir. Suyu bir kaynak olarak tarif ederek onu en verimli kullanmanın yolunu arayan raporun en önemli eksiği DOĞAYI tüm raporda yok sayması olmuştur.

Rapor ile ilgili olarak bir diğer sorun ise mevcut yasal durum nedeniyle önerilen Havza Yönetim tarzının çok sayıda Valilik ve bağlı kurum ile 3 ayrı DSİ Bölge Müdürlüğü, sayıları 100’ü aşan belediyenin tüm yetkileriyle oluşturdukları yasal yetki karmaşasını nasıl aşacağına dair bir çözüm ortaya koymamış olmasıdır. Susurluk Havza Koruma Eylem Planı tarzında bir yapının ortaya çıkabilmesi için, hem tüm bu kurumların ortaklığında ve işbirliği içinde çalışacak hem de suyu kullananların söz karar ve yetki sahibi oldukları çok ortaklı bir yönetim modelinin yasal zemininin sağlanması gereklidir. Raporda Avrupa ölçeğin uygulanan Havza Yönetim tarzları incelenmiş ve ülkemizin idari yapısına en uygun yapısı nedeniyle Fransızlar tarafından uygulanan modelin bir benzeri ülkemiz üçün önerilmiştir. Öneri incelendiğinde Havza Su Meclisi ve Havza Su Kurulu olarak adlandırılan yapıda 1/3 oranında tüketicilerin ve STK’ların temsil edildiği görülmekle, su havzalarında esas olarak suyu kullanan ve yaşamı ile suyun doğrudan ilişkisi diğer gruplardan daha fazla olan Çiftçi Sulama Birliklerinin yok sayıldığı görülmektedir. Bu önemli bir eksikliktir. Ayrıca !73 oranında bakanlık bürokratlarının yer alması da manidar bir taleptir. Binlerce hektarlık Uludağ Milli Parkı’nı tek mühendis ve Koruma memuru ile korumak zorunda olan Bakanlığın havza yönetimi için personel tayin etmesi gerçekçi görülmemektedir. Yaklaşık 100 üyesi olacak en üst yönetim birimi önerisi de ayrı ve özerk bir havza yönetimi yaratmaktan ziyade havzada yer alan kentlerin bürokratlarının ve belediye meclis üyelerinin 2/3’ünü oluşturacağı ve çalışması oldukça güç olacak temsili bir yapı önerilmektedir. Oysa gerek bakanlık bürokratları ve gerekse belediye meclisi üyeleri için bakanlıkların kuruluş yasalarındaki görev ve yetkileri ile 5393 ve 5216 sayılı Belediye Yasaları ile meclis üyelerinin kendilerine verilen görevleri yerine getirmeleri halinde ayrı bir yönetim oluşturmaya ihtiyaç kalmayacaktır. Havza Yönetimi tarzındaki bir modelin 2/3 oranında resmi kurumların temsili yapısı olması yerine suyu kullanan yerel kişilerin örgütleri ile bölgede yer alana STK’lar, üniversiteler, meslek odaları ile ticaret ve sanayi odalarının temsilcilerinden oluşmalıydı. Benzeri bir durum Su Ajansları Yönetim Kurulu için de geçerlidir. Öte yandan önerilen model mevcut kurumsal yapıları varlıkları ile kurumsal modele dahil ederek ortak bir yönetim modeli oluşturmak yerine bu kurumların görevleri ve yasalarında herhangi bir düzenleme yapmaksızın kurumların yetkilerini sürdürmeyi öngörmektedir. Bu durumda Havza Yönetimleri işlevsiz kalacaktır. Gerçekleşecek modelin olmazsa olmaz öncelikleri arasında demokratik olması, kendisine ait siyasal ya da idari nedenlerle kısıtlanamayan bir idari ve mali yapısının olması, katılımcı bir yöntem ile belirlenmesi ve havzadaki su bütçesi konusunda tam yetkili olması gelmelidir.

Sonuç olarak;

Çevre ve Orman Bakanlığı’nın su varlıklarını havza ölçeğinde değerlendirme çabası takdir edilmesi gereken bir girişim olmakla birlikte havza koruma eylem planı hazırlıklarının aşırı kalkınmacı ve suyu endüstri ve kent tarafından tüketilecek bir kaynak olarak tarif eden algısı nedeniyle önerilen çözüm ve model de buna uygun şekillenmiştir. Bakanlığın kendi merkez birimleri aracılığı ile yaptırdığı farklı çalışmalar arasında çelişkilerin bulunması da şaşırtıcıdır. Bir yandan Su Çerçeve Direktifi açısından bu çalışma üretilirken diğer yandan Habitat ve Kuş Direktifi ekseninde NATURA 2000 ağı için hazırlık yapılmaktadır. Natura 2000 ağı hazırlığı ne denli koruma eksenli ise bu çalışmada o denli biyoçeşitlilik ve doğa koruma açısından koruma fikrinden o denli uzak olarak tanımlanmıştır. Sadece su kaynağının verimli kullanımı algısı havzada habitat ve kuşlar ile bölgenin diğer tüm ekolojik özelliklerini göz ardı eden bir tarzı içermiş ve bununla malul olarak hazırlanmıştır. Öte yandan Susurluk Havzası 5 alt havzaya ayrılmış olduğundan ve bizim bilgilerimiz ağırlıklı olarak Uluabat ve Manyas Alt Havzalarına ilişkin olduğu için diğer 3 havzanın bu açıdan ne şekilde ele alındığını görebilmek olanaklı olmamıştır. Ancak gerek Uluabat Alt Havzası gerekse Manyas Alt Havzası açısından durum ele alındığında 1.500.000 yıllık bir alandan söz ettiğimizi unutmadan ve doğu kuş göç yolu üzerinde yer alan her iki gölün biyo çeşitliliği açısından hazırlanan raporun eksik olduğu ve yeniden değerlendirilerek, Uludağ Üniversitesi ile Balıkesir Üniversitesi’nden bilimsel detaylar konusunda destek alınması gerektiği açıktır. 21.10.2010

 
Nilüfer Kent Konseyi Barış Mah. F.S.M. Bulvarı Lozan Sok. İncir Parkı içi Nilüfer-Bursa Telefon : 0 224 452 32 00 - 452 32 01 Faks : 0 224 452 32 03